Almanca Platformu
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 DİE KONJUNKTİONEN (BAĞLAÇLAR)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 130
Points : 199
Kayıt tarihi : 14/02/10
Nerden : zonguldak

MesajKonu: DİE KONJUNKTİONEN (BAĞLAÇLAR)   Çarş. Mart 17, 2010 5:47 pm


Die Konjunktionen

DİE KONJUNKTIONEN (BAĞLAÇLAR)
Almanca'da çokça kullanılan bağlaçlar, bunların anlamları ve cümle içinde kullanılışları aşağıda verilmiştir.
als (iken)
Als ich Kind war, gingen wir nach Deutschland. Ben çocukken, Almanya'ya gitmiştik.
(Als, geçmişte bir defa meydana gelmiş olaylar için kullanılır ve fiillerin Prâteritum olmasına neden olur.)
also (o halde, öyleyse)
Ali arbeitet nicht mit mir, also muss ich allein arbeiten. Ali benimle birlikte çalışmıyor, o halde yalnız çalışmalıyım.
anstatt dass (yerine)
Mein Bruder geht immer spazieren, anstatt dass er arbeitet. Kardeşim, çalışacağına sürekli geziyor.
ausserdem (ayrıca, bundan başka)
leh mache meine Aufgaben, ausserdem helfe ich meinem Bruder. Derslerime çalışıyor, ayrıca kardeşime yardım ediyorum.
bevor(önce)
lch muss mich vorbereiten, bevor ich abreise. Yolculuğa çıkmadan önce hazırlanmalıyım.
bis (kadar)
Ayşe hat auf ihren Freund gewartet, bis er kommt. Ayşe erkek arkadaşını, o gelinceye kadar bekledi.
beziehungsweise (bzw.) (veya)
Sagst du das bitte Ali bzw. seiner Frau. Lütfen Ali'ye ya da eşine söyler misin.
da (için)
Da Ahmet krank ist, geht er nicht in die Schule. Ahmet hasta olduğu için, okula gitmiyor.
(Günlük konuşma dilinde \\\"da\\\" yerine \\\"weil\\\" kullanılır. Yukarıdaki örneği konuşma diliyle ifade edecek olursak, şöyle deriz:
Warum geht Ahmet nicht in die Schule? Ahmet geht nicht in die Schule, vveil er
krank ist.)


daher (bundan dolayı)
Der Laden ist geschlossen, daher kann ich nichts kaufen. Dükkân kapalı olduğundan, bir şeyler alamıyorum.
damıt (-mek için)
Mach die Türe zu, damit wir abfahren können. Kapıları kapa ki, yola çıkalım.
dann (sonra, o zaman)
Ali macht zuerst seine Aufgabe, dann geht er ins Kino. Ali, önce ödevini yapıyor, sonra sinemaya gidiyor.
darum (bunun için)
Ayşe möchte in der Prüfung Erfolg haben, darum arbeitet sie viel. Ayşe sınavı başarmak istiyor, bunun için çok çalışıyor.
das heisst (d.h.) (yani)
Meine Mutter wird im April kommen, das heipt wenn sie wieder gesund ist. Annem Nisan'da gelecek, yani tekrar sağlığına kavuşursa.
dass (ki)
lch möchte, dass meine Schwester erfolgreich ist.
Ben istiyorum ki, kız kardeşim başarılı olsun.
denn (çünkü)
Du musst schnell gehen, denn dein Vater vvartet auf dich. Çabuk gitmelisin, çünkü baban seni bekliyor.
(Hatırlatma: Aynı cümle \\\"weil\\\" ile kurulsaydı, fiil sona gelecekti. Du musst schnell gehen, weil dein Vater auf dich vvartet.)
deshalb, deswegen (bundan dolayı)
DasWetter ist heute bewölkt, deswegen (deshalb) fahren wir nicht spazieren. Bugün hava bulutlu, bundan dolayı gezmeye gitmiyoruz.
doch (bununla birlikte, ancak)
Das Auto ist wirklich schön, doch ist es sehr teuer. Araba gerçekten güzel, ama çok pahalı.
ebenso (aynı şekilde, bunun yanında)
Hasan kann Deutsch und Englisch, ebenso Arabisch.
Hasan Almanca ve İngilizce, bunun yanında Arapça biliyor.
einerseits...andererseits (bir yandan...diğer yandan)
Einerseits hört Mehmet Musik, andererseits macht er seine Aufgabe.
Mehmet bir yandan müzik dinliyor, diğer yandan ödevini yapıyor.
entweder...oder (ya...ya da)
Entweder ich mache Urlaub, öder ich arbeite im Sommer. Ya tatil yaparım, ya da yazın çalışırım.
indem (-mek suretiyle)
Wir werden erfolgreich, indem wir viel arbeiten. Çok çalışmak suretiyle başarılı olacağız.
insofern/insoweit (o bakımdan)
Er hat mir das Geld zurückgegeben, insoweit ist alles in Ordnung.
Bana parayı geri verdi, o bakımdan her şey yolunda.
inzwischen (bu arada)
lch muss noch arbeiten, inzwvischen kannst du, zum Markt gehen. Benim daha çalışmam gerekiyor, bu arada sen pazara gidebilirsin.
ja...sogar (hatta, bile)
Süreyya Ayhan hat sehr gute sportliche Leistungen gezeigt, ja sie wurde imRennen sogar die zweiter
Süreyya Ayhan çok iyi bir sportif başarı gösterdi, hatta koşuda ikinci oldu.
je...desto/je...umso (ne kadar...o kadar)
Je länger man in Deutschland bleibt, desto (umso) besser spricht man Deutsch. Almanya'da ne kadar çok kalınırsa, Almanca o kadar iyi konuşulur.
jedoch (bununla beraber, ama)
Turgay ist in Deutschland vier Jahre geblieben, jedoch kann er nicht so gut
Deutsch.
Turgay Almanya'da dört yıl kaldı, ama Almanca'sı çok iyi değil.
kaum (henüz, yapar yapmaz)
Kaum hatte er mich erblickt, da lud er mich zu einer Tasse Kaffee ein. Beni görür görmez kahve içmeye davet etti.
nachdem (-dikten sonra)
(Bu bağlaçta fiillerin zamanlarındaki uyuma dikkat edilmelidir.)
Nachdem er Deutsch gelemt hatte, begann er sein Studium. Plusquamperfekt Prâteritum
Nachdem er Deutsch gelernt hat, beginnt er sein Studium. Perfekt Prâsens
Nachdem er Deutsch gelemt hat, wird er sein Studium beginnen.
Perfekt Fütur
Almanca öğrendikten sonra yükseköğrenime başladı I başlıyorI başlayacak.
namlich (yani)
Du musst in der Schule lernen, was in deinem Leben brauchst, namlich Lesen,
Schreiben, Arbeiten usw.
Okulda, hayatta sana lâzım olan şeyleri, yani okumak, yazmak, çalışmak vs.
öğrenmelisin.
nur (yalnız, ancak)
Die Dame ist sehr schön, nur ist sie ein wenig dünn. Kadm çok güzel, ancak biraz zayıf.
ob (-ip -meyeceğini)
Weisst du, ob Ali kommt? Ali'nin gelip gelmeyeceğini biliyor musun?
obwohl (obgleich, obschon) (rağmen) Nazlı will sich nicht entschuldigen, obwohl (obgleich, obschon) er im Unrecht ist. Nazlı, haksız olmasına rağmen, özür dilemek istemiyor.
ohne...zu/ohne...dass (-meksizin)
Dein Bruder nimmt das Buch, ohne zu fragen. Kardeşin, sormadan kitabı alıyor.
seit/seitdem (-den beri)
Seit(dem) wir hier sind, haben viele Bekannte uns besucht. Buraya geldiğimizden beri, bir çok tanıdığımız bizi ziyaret etti
sobald (olur olmaz)
Du musst anrufen, sobald du zu Hause angekommen bist.
Eve gelir gelmez, telefon etmelisin.
sofern (o takdirde)
lch helfe dir, sofern ich in der Lage bin. Uygun olursam, sana yardım ederim.
solange (olduğu sürece)
Mein Grossvater wollte in Aydın wohnen, solange er lebt. Dedem yaşadığı sürece Aydın'da oturmak isterdi.
somit (böylece)
Mein âlterer Bruder ist aus Kayseri gekommen, somit sind unsere Familie
beisammen.
Abim Kayseri'den geldi; böylece ailemiz bir araya geldi.
sondern (aksine)
Mein kleiner Bruder will nicht studieren, sondern gleich in den Beruf gehen.
Küçük kardeşim üniversite okumak istemiyor; aksine hemen mesleğe başlamak
istiyor.
sonst (aksi takdirde, yoksa)
Du musst viel arbeiten, sonst kannst du keinen Urlaub haben. Çok çalışmalısın, yoksa tatil yapamazsın.
soviel/soweit (kadarıyla, göre)
Soviel (soweit) ich weiss, kommt seine Schv/ester am Sontag. Bildiğim kadarıyla, kızkardeşi Pazar günü geliyor.
sovvie (auch) (ve aynı şekilde, gibi)
Ali sowie mein Bruder studieren in İstanbul. Ali ve kardeşim İstanbul'da okuyorlar.
statt (yerine)
Statt ins Kino zu gehen, sollst du deine Aufgaben machen.
Sinemaya gideceğine, ödevlerini yapmalısın.
stattdessen (onun yerine)
lch hatte dich um einen langen Brief gebeten, stattdessen hast du mir eine Postkarte geschickt.
Senden uzun bir mektup yazmanı rica etmiştim; sen onun yerine bir kartposta l gönderdin.
teils...teils (biraz...biraz da)
Teils bejahren wir die Plâne, teils lehnen wir sie ab. Planı kısmen kabul ediyoruz; kısmen de reddediyoruz.
trotzdem (buna rağmen)
Er hat viele Medikamente genommen, trotzdem ist er nicht gesünder geworden. Çokça ilaç almasına rağmen, iyileşemedi.
um...zu (için)
Fatma hat an einem Deutschkurs teilgenommen, um ihre Deutschkentnisse zu verbessern.
Fatma Almanca bilgisini geliştirmek için, bir Almanca kursuna katıldı.
und zwar (şöyle ki)
Wir haben einige Stâdte besucht, und zwar Samsun, Ordu, Giresun und Trabzon. Bazı şehirleri ziyaret ettik; şöyle ki, Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon.
wâhrend (sırasında)
Wâhrend unserer Reise, haben vvir schöne Landschaften gesehen. Yolculuğumuz sırasında güzel manzaralar gördük.
weder...noch (ne...ne de)
lch kann weder Englisch noch Arabisch, ich kann nur Deutsch.
Ne İngilizce ne de Arapça (bilmiyorum), yalnızca Almanca biliyorum.
wenn (eğer)
Wenn ich nach İstanbul fahre, besuche ich meine Tante. İstanbul'a gidersem, teyzemi ziyaret ederim.
wenn...auch (olmasına rağmen)
Tarık hat in seiner Prüfung keinen Erfolg gehabt wenn er auch viel gearbeitet hatte. Tarık, çok çalışmış olmasına rağmen, kötü bir sınav yaptı.
wie...auch/wie...auch immer (ne kadar...olursa olsun)
Wir werden unsere Aufgaben machen, wie sehwierig sie auch immer sind. Ödevlerimiz ne kadar zor olursa olsun, onları yapacağız.
wo (iken)
Warum hast du mich nicht besucht, wo ich auf dich so lange gevvartet habe. Ben seni o kadar çok beklemişken, sen beni niçin ziyaret etmedin?
zumal (olduğu takdirde)
Wir werden im Garten arbeiten, zumal es nicht regnet. Hava yağmadığı takdirde, bahçede çalışacağız.
zwar...aber (gerçi)
Es fâhrt zwar Dolmuş dorthin, aber ich fahre lieber mit dem Fahrrad.
Oraya gerçi dolmuş gidiyor, fakat ben bisikletle gitmeyi tercih ediyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://guneskot.turkproforum.com
 
DİE KONJUNKTİONEN (BAĞLAÇLAR)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Almanca Platformu :: Almanca Dökümanlar :: Almanca Dil Bilgisi Döküman-
Buraya geçin: